by

En büyük sorun: Digital marketing’e güvensizlik…

Birinci ve ikinci sanayi devrimleri arasında yaklaşık 200 yıl varken, ikinci ile üçüncü sanayi devrimi arasında kabaca 50 yıl var. Ve şimdi 3. ve 4. arasında geçiş, anlayamayacağımız bir hızla gerçekleşiyor. Artık keskin ayrımlar ve trendler/yöntemler arası geçişler hızla silikleşiyor. Şu an yaşadığımız 1 yıl, artık geçmişin 40 yılına tekabül eden bir potansiyelde. Bu kesin ayrımlar hızla silikleşirken, değişim dev bir kar topu misali herşeyimizi dönüştürüyor.

Almanya Endüstri 4.0‘ı tam olarak hayata geçirmenin kıyısındayken, Türkiye hala Endüstri 2.0 ile Endüstri 3.0 arasında bir yerlerde. Aynı durum “bacasız endüstri” turizm için de geçerli.

“Turist kazıklayan esnaf” görüntüsünden “Herşey müşteri memnuniyeti için” görüntüsüne önemli oranda geçtiysek de Turizm 4.0 denilen kavrama hala uzağız. “Test Et + Ölçümle + Daha İyiyi Yap” şeklinde bir yaklaşımla, misafiri daha nitelikli hale getirmek ve geliri artırmak mümkün.

Ama bunun da öncesi vardır ve bu potansiyel müşteriyi satın alma eylemine geçirmektir.

“İnternet işlerine Şükran Hanımlar bakıyor”

Hala bir web sitesine sahip olmanın öneminin ne olduğunu bilmeyen otelciler var. Otelcileri ve seyahat acetelerini dijitale inandırmak belki de en büyük sorunumuz.

Online ortama bütçe ayırmak konusunda Türk turizmcileri hala rakiplerinin gerisinde ve dijital marketinge karşı hala güvensizlik söz konusu.

Sadece son 10 yılın reklam pastasındaki dağılımına baksak (yazılı basının payının azaldığını dijitalin ise arttığını görüyoruz), bu bile tek başına dijitalin önemini ortaya çıkarıyor.

“Bugün internette/dijitalde yoksanız, yarın hiç olmayacaksınız” sözü çoğu kişiye abartılı gelse de, doğruluk payı yadsınamaz.

Hala turizm şirketlerinin, dijitale dair işlerini kendi içlerinde bir departman, bir ekip veya out-source destek aldıkları bir ajans olmadan halletmeye ve bunda da ısrar etmeye devam ettiği görüyoruz.

Daha targeting’e gelemedik

İstanbul’un tanıtımı için çok uzun yıllar boyunca meşhur Ortaköy silüetini kullandık. Boğaz köprüsü ve Ortaköy camisi ile İstanbul’u özetlemeye çalışılan o tasarımın mutlaka bir katkısı olmuşsa da artık yetersizdir. Çünkü İstanbul çok daha derin bir şehir ve bu potansiyeli/çeşitliliği yeteri kadar anlatılamıyor.

Dahası artık Türkiye’yi veya İstanbul’u tanıtan marka şehir reklamları da yetmiyor. Şimdi nokta atışı (targeting) yapmak ve her profile ayrı tanıtım yapma zamanı.

Bu noktada bilinen 2 anahtarımız var; İstek uyandırmak ve kullanıcıların içerik üretmesini sağlamak. Birincisi satın almayı sağlarken, ikincisi deneyim sonrası memnuniyetle alakalı. Yani yıllardır söylenen “turisti memnun gönderip, birer iyi niyet elçisi haline getirmenin” yeni bir versiyonu.

Dijitalden hikaye anlatımı

Reklam harcamaları ile büyüme birbirine paralel olduğu bir gerçek. Ve trendlerin takibi bu noktada çok önemli.

80 milyonluk Türkiye, nüfusunun yarını kadar turist ağırlarken, Yunanistan nüfusunun 2 katlı, Dubai ise 5 katı turist ağırlıyor. Sadece İstanbul’da bile potansiyelin kullanılmadığını görebiliyoruz.

Bu noktada İstanbul’a dair deneyimleme arzusu oluşturacak hikayelerin dijitalden anlatılması gerekiyor. Tur şirketleri, acenteler, oteller ve tüm turizm sektörü ile kamunun; seyahat anlayışının ve tatil ihtiyaçlarının değiştiğini artık kavraması ve ona göre kendisini şekillendirmesi gerekiyor.

Şehir turizminin dizi ve film gibi yapımlardan çok etkilendiği bir gerçek. İstanbul’da yaşama dair daha çok film ve hikayeler üretilmesi lazım.

Bir başka yeni durumda neyin pazarlanacağı ile ilgili. Destinasyon pazarlamaktan artık aktivasyon pazarlamasına geçilmesi ve bir aktivitenin deneyimleme isteğinin yaratılması gerekiyor. Farklı profildeki insanlara farklı ve başka başka hikayelerin anlatılması ile satın alma etkileşiminin sağlanması gerekiyor.

Şehir turizminde son trendlerde modern sanat, sokak sanatı, galerilerin olduğunu görüyoruz. Bir diğer trend “lokal” alışveriş (AVM değil). Zincir otellerin varlığı elbette tercihleri etkiliyor ama lokal otellerin tercih edilmesi bir başka trend.

Bunların tamamının temelinde “keşif duygusu” yatıyor. Yukarıda bahsettiğim “hikaye anlatımı” kapsamında işte bu detayda kalmış, keşfedilmemiş hikayelerin dijital marketing’de kullanılması bu yüzden önemli.

Bir başka trend ise spor ve futbol. Bu aktivasyonun ve entegrasyonun sağlanabilmesi hiç de zor değil. Dorak Tour şirketi Türkiye’de ilk kez İstanbul turu kapsamına sporu dahil etti ve İstanbul’a getirdiği turistlere bir de Vodafone Park stadyum turu ile Beşiktaş JK Müze turunu yaptırmaya başladı.

Kişisel deneyim ve keşfetme duygusu için dijital pazarlama şart

Evet, Türkiye’de bir turizm master planı yok ama markaların bunun yapılmasını beklemeye ihtiyacı da yok. Netflix bir film yapsın da İstanbul’un bilinmeyen bir tarafını anlatsın, dünya İstanbul’a gelmeye başlasın diye bekleyenler var. Tanıtımda bu tarz katalizör çok önemli olmakla birlikte markaların kendi pazarlama faaliyetlerini bekletmesini gerektirmez. Kişisel deneyim ve keşfetme duygusu için devletten bekleme yerine dijital pazarlamaya yatırım şart.

Nitelikli turist tatil ve seyahat deneyimlerine “kişisel gelişim” odaklı yaklaşmaya başladı. Tatil ile yemek workshop’ı kavramları artık birbirine daha yakın. Turizm sektörünün sorması gereken soru şu: Tatilde geçireceği vakti, yeni fikirler öğrenmek için harcamak isteyen beyaz yaka turistlerin isteklerini karşılayabiliyor muyuz?

Otellerde artık standart bir deneyim elde etmenin ötesine geçmek ve o yöreden bir şeyler bulmak isteniyor. Örneğin lokal etkinlikleri deneyimleme, lokal bitkileri tatma, tarımla uğraşma, o bölgeye dair meditasyonel yaklaşımları deneme, yeme-içme kursları gibi konseptler bekleniyor. Nitelikli turist, kendi ülkesinde deneyimleyemeyeceği şeylere dokunmak istiyor. Sağlıklı yaşam yine bir başka trend. Saç ektirme ve estetik ameliyatlar sağlık turizmi konusunda Türkiye’nin güçlü olduğu ancak potansiyeli yeterince görülemeyen alanlar.

Müşteri deneyimini dijital ile dataya dönüştürmek

Artık otellerde sadece wi-fi var mı diye bakılmıyor. Bağlanılan internetin hızı da önemli. Odalarda TV olması yeterli değil. Cep telefonumdan bu ekranlara yansıtma yapılıp yapılamadığı daha önemli.

Dijital hizmetlerle otellerde açık büfelerde dahi hangi yemeğin yenilip hangisinin yenilmediği tespit etmek mümkün. Tercih edilmeyeni menüden çıkararak maliyetleri düşürmek mümkün.

Belki biraz ütopik gelecek ama yakın zamanda otellerde personelin gülümsemesini ölçen kamera sistemlerini duymaya başlayabiliriz. Bu sayede misafire gülümseme oranına göre çalışanların primlendirilmesi mümkün olabilecek.

Bir misafirin oda servisinden istediği ürünleri, bir veritabanında tutarak ve sonraki gelişinde, önceki gelişindeki isteklerine paralel ürün ve hizmetler sunmak, konaklamada yepyeni bir dönemin kapısını açacaktır.

CRM programları ile büyük veri yönetimi, sosyal medyayı etkin kullanma, aktif web sitesi, 360 derece sanal gerçeklik çalışmaları ve online itibar yönetimi için profesyonel destek almak zorunluluk haline geldi.

Teknoloji bir dalgadır. Tüm sektörler ve markalar, bu dalga üstünde sörf yapmal. Dalgaya direnmenin ise yıkıcı etkisi olur. Trendlerin takibi ve digital pazarlama Türk turizmi için işte bu yüzden hayati önem taşıyor.

Bir Cevap Yazın

Comment